Benimle Oynar Mısın? – Hande ve Kemal’in Öyküsü

Araflı Şehrazad, uzunca bir yaz tatiline girdi. Hem kendi sağlık sıkıntılarım, hem de ülkemizin içinde bulunduğu durum nedeniyle zorunlu bir tatildi bu. Tatilden, Hande‘nin beni kırmayıp paylaştığı güzel bir umut hikayesi ile dönmek istiyorum. Bu hikayelerin artması ve yayılması dileğimle…

Tekrar teşekkürler Hande’ciğim…

***

Su olsam ateş olsam
Göklerdeki güneş olsam
Konuşmasam taş olsam
Yine de oynar mısın benimle?

Bu yazıyı yazarken en çok nasıl bir başlık koyabilirim diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Tüm yazacaklarımı kafamda çok net bir şekilde yerleştirmişken ,başlık bulmak epey bir zor oldu.

Sanırım hikayemi mutlu sona ulaştıran, oğlumla oynadığım tüm oyunlar adına bundan daha uygun bir başlık olamazdı.

Tarih 06.08.2014 olduğunda 3 hafta erken doğan oğlumuz ”Kemal” ,hayatımızı bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirecekti.

Ailenin ilk bebeği olarak herkes tarafından çok sevilen ,güler yüzlü oğlumuz her bebek gibi hayatının ilk yılını bu dünyaya adapte olarak geçirmeye çalıştı.

İlk yaş gününden 1 hafta sonra bir günde ayağa kalkıp evin içinde yürümesi bizi hem güldürmüş ,hem de o güne kadar dönüşümlü olarak ona bakan anane ve babaannesini erken emekliye ayırarak, bakıcı arayışımızı zorunlu hale getirmişti.

Bakıcısına bir süre sonunda alışmış, ancak 17 aylık olduğunda henüz sadece 3 tane anlamlı kelimesi vardı.

Toplumda erkek çocukların geç konuştuğuna dair yaygın bir düşünce vardır. Çevrenizde en az bir kişiden şu cümleyi mutlaka duymuşsunuzdur .”yahu erkek çocuk tabi ki geç konuşacak, falancanın oğlu da 4 yaşına kadar konuşmamış ,kız çocuğuyla karşılaştırılır mı hiç?”

Tamam. Derin bir oh çekip dağılabiliriz o halde.

Ama hayır işte, sorun şu ki Kemal ne beni ne de babasını ,hiçbir şekilde taklit etmiyor? Tüm uğraşlarımıza rağmen “Bay Bay ,tel sarar” gibi taklide dayalı oyunları öğrenmekte direniyor.

Bu soru içten içe beynimi kemire dursun, çocuğu alıp pedagoga gitmek için çok erken olduğuna karar verdim. Önce onu yaşıtları ile bir araya getirecektim. Belki bu sayede konuşmasını da geliştirebilirdim.

Oturduğumuz yere çok yakın bir oyun grubu vardı. Ancak hiç de hayal ettiğim gibi olmadı.

Kemal orada olmayı bütünüyle reddediyor, diğer çocukların yanına gitmiyor aradan geçen zamana rağmen bir türlü alışamıyordu.

Derken hayatımı bütünüyle değiştirecek olan telefon çaldı.

Oyun grubunun sahibi, çok sevgili bir anne ,anne yüreğimi çok ta acıtmamaya çalışarak şunları söyledi. ”Hande hanım Kemal ışığa çok tepki veriyor. Biraz fazla televizyon izlediğinden şüpheleniyoruz

Sanırım hayat insan için bazen , ”pause” tuşuna basar gibi bir saniyede durabiliyor.

Sanki biri ya da birileri kötü bir şaka yapıyor, aksi halde böyle bir kabusun içine düşmüş olamam.

Alt tarafı bana bir soru soruldu, ama ben çocukta bir şey varmış gibi kendimden geçtim.

Neden? Çünkü içimde beni kemiren o ses “evet “ dedi, bak “yanılmamışsın”

Kemal genel olarak iştahlı bir bebek olduğu için hiçbir zaman T.V. karşısında yemek yedirmek gibi bir koşullandırmaya girmedik, ancak günde 1 saate yakın Baby Tv gibi onun hoşuna gittiğini düşündüğümüz programları izletiyorduk… Tabi bir de evimizde kamera yoktu ve bakıcı ile geçirdikleri süreden emin değildim.

Hayatımın her döneminde olaylar karşısında çok sabırsız ve sonuca gitmek konusunda kararlı olmuşumdur.

Bu durum karşısında da hemen en güvenebileceğim kişiyi aradım.

Çok sevdiğim bir arkadaşımın beni yönlendirdiği PEDAGOG’un karşısında ,hayatımın sınavını veriyordum. Burası farklı özellik taşıyan, “otizm” li çocuklar için bir takım özel eğitimlerin verildiği bir danışmanlık merkeziydi.

Pedagog ,Kemalle bir süre oyun oynadıktan sonra, “haydi annenin yanına git” dedi, ancak Kemal yanıma gelmek bir yana bana dönüp bakmadı bile. Bunu nasıl tarif edebilirim bilemiyorum, “acı, ama çok derin bir acı. kalbimi paramparça eden bir acı.”

Birkaç şey söyledikten sonra “otizm spektrumunun içerisinde olduğunu düşünmüyorum. Ancak komutları almaması ve sizi tanımaması kafa karıştırıcı yaşıtlarının gerisinde .”şeklinde bir sonuca vardı. Ve ekledi “Bir psikiyatr olmadığım için tanı koyma yetkim yok.”

Bu da benim için şu demek oluyordu “Psikiyatra gidin”

Oradan çıkarken tüm vücudum. zangır zangır titrediğini hatırlıyorum Aynı anda bir çok duygu ile savaşıyordum. Ama en çok ta “NEDEN” sorusuna cevap arıyordum .Suçlu ben miydim? Hamileyken yanlış bir şey mi yemiştim, ilgilenmemiş miydim? Bana bakınca gözlerinin içi gülen minik oğlum, onun annesi olduğumu bilmeyecek kadar ne ile cezalandırıyordu beni?

Bütün gece uyumadım .Nerden başlayacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Bir yandan bana içten içe kızan ve ilk günden beri anlatılanlara asla inanmayan eşimle mücadele ediyor, bir yandan yeni kanser olmuş anneme durumu hissettirmemeye çalışıyordum. Yani nereyi tutsam elimde kalıyordu.

O hafta yaşayan bir ruh gibi tüm aklım fikrim evde, işe gelip gittim.

Cumartesi günü psikiyatrdan aldığım randevuya kadar ,çok güçlü hissettiğim tek bir şey vardı “KORKU”.

Psikiyatr soru cevap şeklindeki görüşmemizin ardından ,Kemale de bakarak şunları söyledi.

Oğlunuz sosyal ve davranışsal beceriler yönünden “A tipik otizmin silik birkaç belirtisine sahip, lütfen tanı kısmına takılmayın, çocuğunuzun geliştirilmesi gereken yönleri varmış gibi düşünün ve bunlar üzerinde çalışın, bunun şartı özel eğitim ve yaşıtları ile olacağı herhangi bir ortamdır. oğlunuz açığı kapatacak potansiyele sahip

İçerisinde “otizm” geçen bir cümle ile omuzlarıma bir anda binen yüke rağmen ,bu durumu aşabilecek potansiyele sahip bir çocuğa sahip olduğumu söylediklerine göre az da olsa hafifleyebilirdim.

Ama öyle olmadı.

Kalbim çok ağırdı artık. Taşıyamıyordum.

Bütün geceyi internette bu olayı araştırarak, benzer şeyler yaşamış ve sonu mutlu bitmiş hikayeler ile karşılaşmayı umarak geçirdim. Ve okuduğum bir yazı, tüm hafta boyunca tek bir saniye bile iyi bir şey hissetmemiş olan manevi dünyamda çiçekler açmasına neden oldu.

İşte o an ilk defa “korku” yerini başka bir duyguya bıraktı “UMUT”

Sevgili Selin ,benimkiyle çok benzeyen hikayesini paylaşmış, neler yaşadıklarını anlatmış ve hikayesinin sonu mutlu bitmişti.

O an beni dünya üzerinde en iyi anlayacak olan kişi, tüm açık yürekliliği ile yaşadıklarını anlattığına göre kafamdaki sorulara da cevap verebilirdi.

Ve çok geçmeden beklediğim cevap geldi.

Kemali onun terapistine götürme şansım oldu.ve böylelikle çocuklarla iletişim kurma konusunda gördüğüm en başarılı insan ile tanışma şansım da oldu.

Ancak Kemal çok küçüktü, ve ben çalışıyordum ,işi bırakmam da çok mümkün değildi. Bu nedenle eğitim verecek kişinin eve gelmesi hatta kemalin çevresindeki bizleri de biraz eğitmesi ,yön vermesi gerekliydi.

Ancak Kemal gelen kişi ile iletişimi reddetti.

Yeni birini bulmam gerekti, ancak yapmadım . Ve belki de hayatımın en riskli kararını aldım.

O sırada 18 aylık olan Kemal ,sosyal ve iletişim becerileri açısından yaşıtlarına göre 4 ay geriden geliyordu. Herkesin ortak fikri olarak, bu tip durumlarda bir çocuk için hayatının ilk 3 yılı çok önemliydi. Demek ki 16 aylık altın bir zamana sahiptim. Bu sürede ne yapabilirsem yapacaktım. Bu zamanı geçirirsem toparlamak zorlaşacaktı.2 yaşına gelene kadar Kemali tekrar aynı oyun grubuna göndermeye karar verdim. İşten eve geldiğimde saat 6 oluyordu. Kemal akşam 9 da uyuduğuna göre 3 saatlik bir zamanım vardı. Bu sürenin tamamını onunla oyun oynayarak geçirecektim. 2 yaşına gelene kadar 4 ayım vardı, eğer hiçbir ilerleme kaydedemez isem profesyonel yardım alacaktım. Ve böylelikle belki de hayatımda ilk defa en kısa yoldan sonuca gitme meraklısı olan ben, en uzun ve riskli yolu seçtim.

Öncelikle Televizyonu hayatımızdan tamamen çıkardık. Zararlarını düşünecek olursak uzun bir sürede dönmeyi düşünmüyoruz.

Eve kamera taktırarak ,bakıcısını da nasıl oynaması gerektiği konusunda yönlendirdim.

Ve sihirli bir el dokunmuş gibi Kemal öncelikle oyun grubundaki arkadaşlarına alıştı. Yaptığı ilk taklit oyun grubundaki bir kızın duvardan duvara koştuğu bir oyunu taklit etmek oldu. o anı ilk gördüğümde 1 saate yakın ağladım. Bu sefer MUTLULUK tan.

Birlikte geçirdiğimiz her ana ya bir oyun ya da resimli bir kitap sayfası eşlik ediyordu. Derken bir yeni kelime “karga” ,(hem de sadece kargaları gösterip) derken başka bir kelime “araba”. derken hayali oyunlar …bebeklere yemek yediren Kemal, elinde tuttuğu çatalı uçak yapan Kemal. babasını öpen Kemal, ”okul okul” diye tutturan KEMAL.

2 yaşına geldiğinde tekrar götürdüğümüz doktor, Kemalin tam bir iki yaş çocuğu olduğunu artık yaşıtlarını yakaladığını ve en baştan beri yaşadıklarımızın otizm değil de ,gelişmesi gereken yönlerden ibaret olduğunu ve terzi gibi kendi söküğümüzü kendimiz diktiğimizi söyledi. Ve dedi ki” doğuştan bir farklılığı olmadığı sürece herkes aynı potansiyel ile doğar, ancak beyin kullanmadığı dalları “nasılsa bunlar işe yaramıyor “diyerek budamaya başlar ve zaman geçince bunları tekrar yerine getirmek çok zor olur.”

Otizm ya da değil tam olarak neydi bilemiyorum, ama her ne idiyse de artık atlatmıştık.

Biz şanslıydık. Bu yolda biraz annelik hislerime ama en çokta çocuğuma güvendim. Sevgilerini ve emeklerini esirgemen okuldaki öğretmenlerinden bakıcısına, babasına dedesine, babaannesine, halasına ,teyzesine, ananesine ,amcasına ,bu vesile ile kendime ama en çok ta kendisine kocaman bir alkış…

Bu yazıyı okuyan ve geç kalmamış olan herkes için en büyük tavsiyem, içinde bulunduğunuz durumu reddetmeden, kendiniz için düşündüğünüz en iyi çözümle zaman geçmeden bir an önce harekete geçmenizdir.

Son sözüm sevgili Seline. Çok çaresiz bir anımda hikayesi bana umut olmuştu. Bu yüzden ona ne kadar teşekkür etsem az. Dilerim bu yazıda birilerine umut olur.

Her sabaha şükürle uyandığımız günlere..

Sevgiyle..

Hande Baltacı
handeeplt@gmail.com

2 Yorum

  • Reply derya soygül 6 Eylül 2016 at 5:54 pm

    Allah anne babalara özel bir güç veriyor sanirim bu zor anlarda. Ilgiyle ve takdir ederek okudum. Sevgiyle asilamayacak engel yok sanirim.

    • Reply Araflı Şehrazad 11 Eylül 2016 at 7:34 am

      Deryacım, inan ki öyle. Bir söz okudum, diyor ki: “annelik hiç bilmediğin güçlü yanlarınla ve korkularınla seni tanıştırır.” Çok doğru bence.

    Yorum Yaz