Kariyer mes’elesi…

Size, bir uçtum akıllının hazin kariyer öyküsünü anlatacağım sevgili okuyanlar. Yanaşın yamacıma hele..

Yaşıtım bir çok kişi gibi ben de meslek tercihimi bilinçli yapmadım. Matematik derslerinden yüksek notlar aldığım için lisede (keyifle) Fen-Matematik okudum, daha sonra da FM okuyanlar ya tıp ya da mühendislik yazdığı için, ben de tıbbın stresini kaldıramayacağımı bilecek kadar kendimi tanıdığım için (milyonlarca şükür)  mühendisliğe yöneldim.

Sosyal alanlara ilgili ve çabuk sıkılan yapımı bildiğimden (ah ulan ah, ben kendimi tanıyordum aslında) “bari endüstri mühendisliği yazayım” dedim. Ancak, o zamanlar Endüstri Mühendisliği diye bir meslek olmadığından Makine Fakültesi mezunu olan, ancak aldığı dersler dolayısıyla ülkenin ilk Endüstri Mühendislerinden biri sayılabilecek olan pederim beni endüstri mühendisliği yerine bilgisayar mühendisliği okumam konusunda ikna etti.(Babasına aşık bir kız çocuğuyum ben, oradan anlayın nasıl uğraştı beni ikna etmek için:D) Bir de o dönem hayran olduğum, ama herkesi üç meslekten birine yerleştirecek kadar vizyoner biri olan dershane rehberlik hocam vardı. Tabii ki geleceğin mesleği bilgisayar mühendisliği idi. Ben bilgisayarda oyun oynarken bile midesi (cidden, fiziksel olarak) bulanan bir tipmişim, kod yazmak ya da bilgisayarın parçaları hiç ama hiç ilgimi çekmiyormuş, zaten öyle saatlerce mabadı üzerinde oturabilen, aynı işi yapabilen biri değilmişim, mişmühim. Bilgisayar mühendisi oluna, tee o kaa!

Üniversiteye gittiğim ilk gün biliyordum bu işin bana göre olmadığını. Ben bu kadar makineye bağımlı, bu kadar uzun saatler boyu konsantrasyon gerektiren, bu kadar sadece kafa-çalıştıran bir iş için fazla sıkılgan ve dikkatsizdim. Bölümü okumak işkenceydi benim için. Ama mezun olunca başka bir şeyler bulurdum canım, herkes okuduğu işi mi yapıyordu sanki?

Bulamadım. Yazılımcılık gibi şa-ha-ne bir altın bilezik varken elimde, ne zaman kaçmak istesem “otur oturduğun yerde, saçmalama, işini sevmek de neymiş, şımarttık bu kızı ondan böyle oldu” larla yerime -hak yemeyim, gayet nazikçe- oturtuldum. Zaten, aklında bir meslek yokken (şarkıcılığı saymayacak kadar akıllandım artık:D) böyle bir karar vermek en başta kendine güvenemediğin için mümkün değil.

Her mesai uzaması, her beceremediğim iş bana ultra stres olarak döndü. Çünkü gönülsüz pişen aş, hem karın ağrıtıyordu hem de baş! Beceremiyordum bu işi, çünkü becermek istemiyordum. Başarılı olmaktan korkuyordum o zaman hiç kurtulamam bu işten diye. Garip bir psikoloji, yazınca ben de kendimi manyak buldum biraz:)

Kerem gelince, bu duygu ve düşüncelerim evrildi.  Haftada 40+ saat çalışarak anne olmak beni o kadar büyük bunalımlara soktu ki Kerem acaba benim depresyonum nedeniyle mi dünyadan koptu diye düşünürüm bazen.

Şu an full time çalışıyorum. Ve bunun benim koşullarımda hiç insani olmadığını düşünüyorum. Kerem’in eğitimi ile istediğim kadar ilgilenemiyorum. Hem yazmakla ilgili, hem de sevdiğim konuda okumanın keyfine -nihayet- vardığım çocuk gelişimi ile ilgili istediğim eğitimlere, etkinliklere katılamıyorum. Sosyal sorumluluk anlamında yapmak istediklerim var, ama vakit ayıramayacağım için hiç aksiyon alamıyorum. Kısacası, zamanında iyi bir puan alıp iyi bir üniversite kazanmış olduğum için, istediğim hayatı yaşamamakla ödüllendiriliyorum(!) Şahane, değil mi?

Kerem ile çok güzel bir uyumumuz var. Oğlumu eğitmek konusunda hem yetenekliyim (kendimce) hem de çok zevk alıyorum. Ama bunu, benim kadar iyi olduklarına inanmadığım kişilere bırakmak zorundayım.

Akşam eve geldiğimde o kadar yorgun oluyorum ki, aklımdakilerin ancak bir kısmını yapabiliyorum. Eve geliyorum yemek yaparken benden ilgi bekleyen oğluma da hak ettiği sevgimi göstermeye çalışıyorum. Onu uyuturken de kendimi de uyumuş buluyorum, bazen ne zaman nasıl uyuduğumu bile hatırlayamıyorum.

Başka yapmak istediklerime zaman ayıramamak, kendine hiç bakamamak, şöyle bir kendi kendine kalamamak, bunlardan hiç bahsetmiyorum zaten.

Madem çalışmak zorundayım, madem ekonomik özgürlük sahibi olmak zorundayım, bunu benden istediğim işi yaparak sağlama özgürlüğüne sahip olmayacağım ki? Neden “koskoca bilgisayar mühendisi bu işi mi yapar, cık cık cık”

“Kariyer için kendinizi paralamayın, annelik çocuğunun yanında olmalıdır, hiç olmadı part time çalışın” diye cak cak ötenler! Öyle bir iş var da biz mi reddediyoruz? Biz mi çok para kazanmak için çok çalışıyoruz? Deli gibi daha az çalışabileceğim iş arıyorum ama nereye dönsem kapı duvar! Bulduğumda, şu anki işimden ayrılmam için bir sürü itirazı, bir sürü caydırma çabasını, bir sürü moral bozmayı göğüslemek zorunda kalacağımı bile bile aramaya devam ediyorum yıllardır. Ne kadar tembel ve maymun iştahlı olduğumu her gün dinleyeceğimi bile bile hayallerimin peşinden koşuyorum.

İş yaşamımla ilgili memnun olmadığım bir çok şey yazabilirim buraya ama konum bu değil. Güllük gülistanlık da olsa sev-mi-yo-rum-kar-de-şim!!! Baş-ka-şey-ler-de-ne-mek-is-ti-yo-rum!!! Nasıl böyle bir şeye hakkım olmaz, nasıl böyle bir kararı hayatımdaki kişilere zarar vermeden kendim alma hakkına sahip olamam? Neden ki?

Bu düşüncelerle boğuşurken ve kendimi “sevdiğin işi yapmak istemek şımarıklık, bak senin işine sahip olmak için böbreğini verecek kaç kişi var biliyor musun?” diye ikna etmeye çalışırken iki hemşiremden iki sağlam tepik yedim.

Birincisi, kaç yıllık başka alandaki kariyerden sonra, hem de en sıkıntılı döneminin sonunda, hayalindeki işle buluştu. Ne zaman arasam, “Çok heyecanlıyım Selin, yeni işimle ilgili şunu şunu yapıyorum. Sıkıntılarım var ama iş o kadar heyecanlandırıyor ki beni” tadında. Ama hani bu yaştan sonra olmazdı? Hani böyle gelmiş böyle giderdi?

İkincisi de na bu. Bu yazı, Bekar Anne’nin tüm yazıları gibi bana bir cesaret verdi. Hayır arkadaşım, ben istemediğim hiç bir şeyi yapmaya mecbur değilim. Bugüne kadar benimle gurur duyulsun diye yaşamış olabilirim, ama bundan sonra kendim için yaşamak istiyorum. Riskse risk! Başarısızlıksa başarısızlık! Ama bana ait olanından!

Bekar Anne’nin cümlesini buraya kopyalıyorum:

Sonuçta bağımsız, özgür, çalışkan kadınlarız. Hayalimizdeki bizi mutlu eden, gururlandıran, gerçek anlamda verimli hissettirecek meslek için … denemeye değer bence. Buraya yazacak yeni konularım da olur belki hem.

 

9 Yorum

  • Reply Hakkımızda Sıkça Sorulanlar – Araflı Şehrazad 23 Aralık 2016 at 11:46 am

    […] gibi kurumsal hayat beni çok mutsuz ediyordu, ben de geçtiğimiz nisan ayında ayrılma kararı aldım. Şu anda full time yazı yazıyor ve […]

  • Reply Plazadan Dünyaya Bir Köprü Kurmaya Niyetlendik… – Araflı Şehrazad 21 Ekim 2016 at 10:27 am

    […] karar verdik. Zeynep frelance çalışıyordu, İrem işten ayrılıp sitesini kurmuştu, ben de bu yazıya yazdığım gibi “isyeeeaaaan” modundaydım. Yediğimiz içtiğimiz bizim […]

  • Reply Dünyanın bütün mesleğini sevmeyen kadınları, BİRLEŞİN! 3 Mart 2016 at 11:24 am

    […] buhranlarla boğuşurken, bir yazı karalamış. Bu yazıyı pek yaymak istememiş, çekinmiş. Öyle kuzu kuzu dururmuş havva kızının […]

  • Reply esin 14 Şubat 2016 at 10:16 pm

    Ah, evet aynı his bende de var. Az kaldı patlayacağım. Bu akşam internette gezerken nereden nasıl oldu, anlamadım, ama sizin bu sayfanıza geliverdim. Okudum ve birebir aynı şeyleri mi düşünür hisseder bir inşa dedim. Hiç tanımadığım biriyle nasıl oldu da bu kadar paralel hissediverdim diye merak içinde kaldım. Bugünlerde (aylardır hatta) ben de kendime “hadi hadi, durma artık, bambaşka bir şey yap, çocuklarla ilgili olsun, ne olsun ne olsun” deyip duruyorum. ben de bilgisayara mühendisiyim, sizden 7 yaş kadar büyüğüm, ama belli çok benzer yollardan geçmişiz. Benim de sizinkiyle aynı olmasa da çok farklı bir sebepten diğerlerinden farklı bir kızım var.
    Hadi birlikte bir şeyler yapalım kariyer meselemizi çözmek için, çocuklar ile ilgili yapılacak yeni, yepyeni bir kariyere ben varım. Sizi hiç tanımasam da…
    Sevgiler :)

    • Reply Araflı Şehrazad 15 Şubat 2016 at 2:19 pm

      Yalnız değilim, uzaylı değilim, yuppiii:)

      Anladığım kadarıyla sizin de aklınızda net bir şey yok. Belki buluruz bir şeyler, olmadı dert ortağı oluruz:)

      Yazışalım mı? araflisehrazad@gmail.com.

  • Reply Araflı Şehrazad 29 Ocak 2016 at 5:57 am

    Çok ama çoook teşekkür ederim. Az kaldı, patlayacağım:)

  • Reply Araflı Şehrazad 29 Ocak 2016 at 5:57 am

    Canım benim. Evet denemeden bilemem.

  • Reply Bir Annenin Hikayesi 28 Ocak 2016 at 7:43 pm

    Böyle gelip böyle gitmez ki arkadaşım…. İnanan sabırlı olan ve kalpten gönülden dileyen herkes istediğine bir gün kavuşur…Ve sen gerçekten çocuk gelişimi üzerine birşeylee yapmalısın ben o sabrı sende zaten görmüştüm ama gördüğüm başka bişş daha var ki oda … "Sevgi" öpüyorumm

  • Reply Zezo 23 Ocak 2016 at 5:13 pm

    denemeye değer, her türlü değer…hem denemeden bilemezsin öyle değil mi???

  • Yorum Yaz