Olmaya Devlet Cihanda…

Bu blogu okuyan bir avuç insanın bildiği gibi son 3 yılım epey şenlikli geçti. Önce hamileliğimde her şey yolunda giderken, birden 39. haftada tamamen tesadüfen öğrendiğim karnımdaki bebeğin ağır taşikardi durumu.. Karga tulumba, uyuşmam bile beklenemeden yapılan spinal sezaryen.. Sonra bir dizi hastane + doktor hatası nedeniyle oğlumun 1 günlük bile değilken gidip gelmesi, kalp ve solunumu durduğu için entübe edilmesi.. Çok şükür ölümden dönmüş olan oğlumun bir daha taşikardi geçirmemesi ancak entübasyondan hasar gören ciğerindeki çekilme nedeniyle ilk iki haftasını yoğun bakımda geçirmesi.. Bu arada spinalin yan etkisi olan tarif edilemez baş ağrıları, dikişli halde yapılan yolculuklar, bebeğini sınırlı dakikalar görebilmek, kucağına hiç alamamak, bebeğini tanıyamamak..

12 gün sonra eve gelmemiz.. Ultra hassas bakım, saniyesine bile dikkat etmemiz gereken ilaç saatleri, kusmalar, reflüler, emememeler.. Emziremediği için suçluluktan geberen bir anne (Suçluluk duygusundan ölünmüyor, ölünse ben ölürdüm emin olun.) Doktor müdahalesiyle zorunlu menopoza giren ve tüm yan etkilerini ekstra taşıyan, buna rağmen tüm gücüyle kızına ve torununa destek olan bir annane.. 3.5 aylık bebeğini bırakıp işe dönme.. Sevdiği yöneticisinin istifa et(tiril)mesi ve bir sonraki mobbing objesi olma (tamam, kesinlikle benim suçumdu, ben yeterli performansı gösterememiştim, herkes anne oluyordu caanım kimse benim gibi dağılıyor muydu, o işin talep ettiği kişilik özelliklerine uyamıyordum, o iş özeldi, öyle herkes yapamazdı..Asla tartışmaya niyetim yok, hepsi haklı.).. 1.5 yıl  sonunda ekibinin değiştirilmesi ile rahat bir nefes almışken oğlunun 2 yaşında konuşmayan, bakmayan, işaret etmeyen, öğrenmeyen yapısının anlamını öğrenme.. OTİZM kelimesi ile tanışma.. Alınan ücretsiz izin, terapiler, çalışmalar, ilerlemeler, ilerlememeler, korkular ve tünelin ışığını görme..

2015 yılı itibariyle tüm sorunlar bitmişti. Oğlum sağlıklıydı, ben işe dönmüştüm. Yine sevdiğim yöneticim ayrılmıştı (uğursuz muyum ne?:D) ama bu sefer şans yüzüme gülmüş, çok tatlı insanlarla çalışmaya başlamıştım. Ayrıca benim kadar şanslı olmayanlara yardım etmek gibi bir misyon edinmiştim kendime. 1 yıl içinde Kerem’i getirdiğimiz nokta nedeniyle hem kendimle hem de sevdiklerimle gurur duyuyordum. Çok şükür büyük sıkıntıları atlatmıştık, artık mutlu günler bizi bekliyordu…

Ama bir sorun vardı, bir daha aynı şeyleri yaşama korkusunu üstümden atamıyordum. Sürekli olarak bir daha aynı şeyleri yaşar mıyım korkusu büyüdükçe büyüdü, büyüdükçe büyüdü. Başka çocuk yapmaya korkar, Kerem’i doktora götürmeye korkar, uzmanlarla konuşmaya korkar oldum. Bu korku gitgide büyüdü, kendime hakim olamaz oldum.

Mart ayı sonlarında elimi boynuma götürdüğümde elime erik büyüklüğünde bir kitle geldi. Sertti, acısızdı. Birden oluşmuştu. İnternete baktığımda bunun lemfoma belirtisi olduğunu gördüm. Ve korkularım birden kendime döndü. Biliyorum, her kanser olan ölmüyor, her ölen de kanserden ölmüyor. Ama o dönemde bunu kendime anlatabilmem imkansızdı. İlk aklıma gelen “Oh iyi, ölürsem Kerem’in başına bir şey geldiğini görmemiş olurum” oldu.. Ama sonra fark ettim ki, ben kendim için de korkuyorum ve bu korkuya hiç bir şekilde engel olamıyorum. Hiç bir telkin, hiç bir egzersiz, hiç bir olumlama fayda etmiyordu. Kafamı öleceğim, hem de en acı verici şekilde öleceğim korkusundan alamıyordum..

Hemen alınan doktor randevusu ve “büyük ihtimalle” iyi huylu bir kist olduğunu öğrenme. Büyük ihtimalle? Ya küçük ihtimalle olursa? Gereği neyse yapılır diyemiyorum, korkudan paralize olmuşum, hiç bir şey düşünemiyorum. Ben hayatımda böyle bir korku duymadım. Hiç bir mantığı yok, hiç bir çaresi yok. Kriz halinde geliyor ve gidene kadar beni paralize ediyor. Öyle ki, artık “korku gelecek” diye korkmaya başlamıştım.

Bu arada tam taramadan geçtim, çok şükür ki kötü huylu bir şey yoktu.(Kistik bir yapım var bu arada, düzenli kontrol altındayım zaten) Ama inanamıyorum, rahatlayamıyorum ki, sanki beynimin kontrolünü kaybettim..

1 ayın sonunda “bu böyle olmayacak” deyip psikiyatristin kapısını çaldım. Artık uzman konusunda şanslıyım herhalde, şahane bir doktora denk geldim:) Anlattım, anlattım, anlattım… Anladım ki ben baya bir şeyler geçirmişim, arada hiç es verememişim. Doktorun da doğruladığı gibi beynim seratonini tüketmiş ve depoları dolduramadan yeni bir olay olmuş. Zaten Olumlu düşünme konusunda pek yetenekli(!) olmadığımdan, dibe doğru gittikçe gitmişim.

O “korku krizlerinin” adı anksiyete atağı imiş. Arkadan gelen sinsi bir depresyon durumu varmış. Kendimi dinleyebildiğim ilk aralıkta ortaya çıkmış.

Önce kendimi kontrol edebilir hale gelebilmem için hafif bir ilaca başladım. (Hayır, 10 dakika dinleyip ilacı dayayan bir doktor değil.) İlacın ilk zamanları daha kötü oldum ama sonra yavaş yavaş düzeldim. Şu anda kendini kontrol edebilir, hayatını sürdürebilir durumdayım. Bir süre daha ilaç kullanmam gerekecek, bu arada bibliyoterapi, sineterapi vs. devam ediyorum.

Boynum mu? 2,5 saatlik bir ameliyattan sonra kurtuldum çok şükür. Pataloji raporu da temiz geldi, yani bu macera bitti..

Ama öğrendim ki, ruh sağlığı çok ama çok önemliymiş. Öyle “kendini şartlandır, olumlu düşün” ile olmayabiliyormuş bazen. Nasıl şeker hastasına “insülinine hakim ol” diyemiyorsak bazen bu seratonin de sapıtabiliyormuş. Psikiyatriste gitmek ayıp değilmiş, psikiyatrist dinlemeden herkese aynı ilacı veren kişi değilmiş.

Kısaca, olmayaymış devlet cihanda bir nefes ruhi sıhhat gibi.

Ruhunuza çok iyi bakın, sapıtınca pek bir kötü oluyor.

Sevgiler:)

1 Yorum

  • Reply Bir otizm annesinden pokemon go’ya teşekkürler (çeviri) – Araflı Şehrazad 21 Temmuz 2016 at 8:47 am

    […] sınavlardı, nükseden anksiyeteydi, paylaşmak için sabırsızlandığım yeni projelerdi, darbe girişimiydi, OHAL’di derken […]

  • Yorum Yaz