Kadının Çalışması Konusu…

Öhm!!! Öhm!!!

Ses. Ses. Bir. Ki. Sa. Sa.!!!!

Bu konuda kalem oynatmayan bir ben kalmıştım sanırsam. “Kadın çalışmamalı, fıtratına uygun değil” diyenlerle, “Kadın çalışmalı, üretmeli, ekonomik özgürlüğü olmalı, kimsenin eline bakmamalı” diyenler arasında pinpon topu gibi gidip geliyor, kendi düşüncemizi üretemiyor, üretsek de söyleyemiyoruz. Madem ben istediğimi (büyük ölçüde) söyleyebildiğim  bir mecra edindim kendime, o zaman bu konuda aklıma ne gelirse yazacağım, hakkımda düşünecekleriniz sizi bağlayacak..

Öncelikle; kadın, erkek, genç, ve hatta çocuk herkesin bir yerde çalışma, para kazanma, kazandığını harcama deneyimini edinmesi gerektiğini düşünüyorum. AB(D) ile ilgili anlatılan “çocuklar okuldan sonra Mc.Donald’s ta part taym çalışıyor şekerim, kendi harçlıklarını çıkarıyorlar” miti ne kadar doğru bilmiyorum ama doğruysa iyi bence. Hem kendilerini tanırlar, hem para kazanmanın ne olduğunu bilirler, hem de kendi kazandığını harcamanın tadı başkadır. Çalışma hayatının ne olduğunu bilmeyen bir (kadın) eş, mesaiye kalan kocasını anlayamaz. Çalışanlar mesaiye kalmayı kendileri tercih ediyor sanabilir. Ya da telefonda kendisiyle kısaca konuşmasına bozulabilir.(Ne alaka demeyin, var böyleleri, valla bak.)

Tüm bunların ötesinde; kişinin kendisini, hayatını istediği yöne ilerletecek özgürlükte hissetmesi çok önemlidir. Kendini muhtaç hissettiğin biriyle kurduğun ilişki ile istesen başka bir hayat kurabileceğin ama istediğin için birlikte olduğun biriyle kurduğun ilişki,her iki taraf için de bambaşka olur.

Kadının içişleri, erkeğin dışişleri bakanı gibi oldukları, birinin içerdeki, diğerinin dışarıdaki dünyayı bilmediği bir aile ortamındansa; her iki bireyin de güçleri dahilinde iç ve dış tüm işleri paylaştıkları aile ortamlarını daha sağlıklı buluyorum. Empati önemli, belli bir hayat şeklinde kısıtlı kalmamak daha da önemli.

Buraya kadar çok netim, kadın ve erkek birlikte hem para kazanmalı, hem de ev işlerini paylaşmalı. Bunu feminizm adına söylemiyorum, çalışmanın kadın fıtratına uymadığı fikrine de katılmıyorum. Tabii ki kadın ver erkeğin yaradılışsal farklılıkları var, ama bunun çalışmayı kapsadığını değil, seçtiği iş tipi ve çalışma şeklini kapsadığını düşünüyorum.

Gelelim annenin çalışmasına, “çalışan anne” olmaya… İp orada kopuyor işte bende. Zira çocuk büyütmek çok önemli bir iş. Kimsenin kendi en iyisinden azına razı olmak istemediği bir iş. Başkasına bırakılamayacak kadar önemli bir iş.

Bildiğiniz gibi, son 6 aydır ev işini bile minimumda yaparak  sadece çocuk baktığım/büyüttüğüm/eğittiğim bir dönem yaşıyorum. Bu 6 ayda şunu deneyimledim ki, özellikle ekstra eğitim/terapi/egzersiz yaptırmanız gereken bir çocuğunuz varsa, bunu kimse anneden iyi yapamaz. Kimse onun kadar canla başla çalışamaz, kimse çalışma-eğlenme-dinlenme dengesini onun kadar iyi tutturamaz. Daha iyisi varsa bile o annenin içine asla sinemez.

Özel durumları geçelim, anne olarak o kadar küçük anlarda küçük kararlar veriyorsunuz ki,o küçük kararları asla önceden öngörüp, çocuğunuza bakan kişiyi tembihleyemezsiniz. Bu tip ayrıntıları şansa bırakmak ve çocuğunuzun o an değil, sizinle olduğu an o ayrıntıyı içselleştirmesini ummak zorundasınız.

Kerem’i parka götürdüğümde bir çok bakıcı ile karşılaşıyorum. Öyle tatsız bir bakıcı sahnesi görmedim, hepsi baktığı çocuğu seven, iyi insanlar. Ama bazı küçük kararları beni rahatsız ediyor. Mesela, af buyurun ağız ishali olmuş gibi “Ahmeeet öyle kayma Ahmeeet öyle sallanma Ahmeeet elini elbisene silme Ahmeeet sukuturuna bin Ahmeeet düşme Ahmeeet çocuk gibi davranma Ahmeet nefes alma” Ben deliriyorum o Ahmet yerine.. Ve inanın hemen hepsi öyle. Ama bakıcı da haklı, çocuk emanet, bir şey olsa sorumluluk onda. Ama çocuğa da yazık be bilader..

(Konu dağılacak ama, biri bana kaydıraktan ters kaymanın ne gibi bir sakıncası olduğunu anlatabilir mi? Çocuğunun kayma şekline karışmayan tek veli benim ve oğlumun diğer çocuklara kötü örnek olmasına neden olmakla suçlanıyorum da.)

Çok çok iyi bakıcılar da görüyorum, Kerem’in bakıcısı olsalar belki benden iyi bakacaklar. Ama çocuk sevgi istediğinde sarıldıkları insanın o olması rahatsız ediyor mesela beni. Ya da bakıcıya anne demeleri. Ya da bakıcının o sarılmayı biraz geciktirmesi. Tamam belki ben olsam ben de hemen sarılamayabilecektim ama öyle düşünülemiyor işte..

Diyorum ki kendime, “olsun,bunları boş ver, evde olduğun süre içinde kaliteli vakit geçirirsen çocuğunla, sorun kalmaz..” iyi de, kaliteli vakit ne demek? Çocuk bir yerde oturup 1 saat aktivite yapmıyor ki, o an sarılmak isterse sarılıyor bana, oynamak isterse oynuyor, moduna getirip ben ödevlerimizi yaptırıyorum, ve bunları zamana yayarak yapıyoruz. Zira bu çocuk 2.5 yaşında, ben de terapist değilim.

Ben eve geleceğim saat 7’de (şanslıysam) ve Keremle hem hasret gidereceğim, hem gününü nasıl geçirdiğini anlayacağım, hem eğitici oyunlar oynayacağım, hem de yemeğini hazırlayıp yedireceğim.. Çok sıkışık ve çocuğun ruhuna uymayan bir program gibi geliyor,içim daralıyor.

Fark ettiyseniz kendi yorgunluğumdan ve zaten çok az olan ona ayırdığım vakti daha da azaltmamak için kendim ait hiç zamanım olamayacağından hiç bahsetmiyorum. Hadi geçtim orayı…

Öte yandan bir insan sadece anne midir? Hayatını kökten değiştirecek bir kararı sadece çocuğu için verebilir mi, ve hatta vermeli midir? Çalışmamanın götürdüğü maddi eksiler çocuğun hayatını ne kadar etkileyecektir. Ekonomik özgürlük olmadan nasıl bir yaşam olacaktır? Çocuk büyüyüp tam gün okula gidince ne olacaktır?

Bu arada birkaç yıllık bir aradan sonra işe dönmek benim sektörüm için bir seçenek değil.. Evden çalışmak olabilir ama bu yolla para kazabilen yok pek. Part time en iyi yol olurdu, tüm sıkıntılarımı çözerdi ama kadının çocuk yetiştirmesine bu kadar önem veren Hükümetimiz neden part time çalışma koşullarını iyileştirmez de kadını “haftada 40+saat – iş hayatından kopup eve kapanma” ikilemine mahkum eder?

Yazı bitti.. Sonuç ne? Nereye vardım? Bak bakalım blog’un başlığına ne yazıyor? Ben Şehrazad, Araf’tan bildiriyorum. Herkese mutlu ve kendiyle barışık bir hayat diliyorum, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa…

Yorum Yok

Yorum Yaz