Otizm İle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Kerem iletişim bakımından geride kaldığı için (YGB ön tanısı ile başlayıp, 3 ayda katettiği ilerlemeye bakarak “genetik yatkınlığı var ama aşıyor, yaşıtlarını neredeyse yakalamış. Haftada 4 saat özel eğitime devam” şeklinde resmi teşhis aldığı) özel eğitime başlayalı 3 ayı geçti. Bu üç ay boyunca haftada 4 gün,  özel eğitim/terapi alan diğer çocuklar ve aileleriyle bir arada olma, sohbet etme, dertleşme ve bilgi alışverişinde bulunma şansına sahip oldum. Kromozom anomalilerinden motor gelişim geriliğine, epilepsiden hipotoniye ve tabii ki otistik spektrum bozukluğunun (yazının bundan sonrasında OSB olarak geçecek.) her bir noktasından, değişik cinsiyet, yaş, aile yapısından çocuklar…

Çocuklarla ilişki haline girdikçe ve OSB hakkında okumalar yaptıkça ne kadar çok şeyi yanlış bildiğimin ve ne kadar ön yargılı olduğumun farkına vardım. Bu yanlışlarıma gelmeden önce, OSB derken neyden bahsettiğimi kısaca anlatmak istiyorum. Bunu yaparken, bir uzman değil, sadece bir gözlemci olduğumu vurgulamak isterim. “Selin, senin doğru bildiğin yanlışlar…” diye başlayan her cümle büyük bir memnuniyet ile karşılanacaktır.

OSB, kaynaklarda psikolojik durum spektrumu olarak geçiyor. Psikolojik olarak farklı olma hali. Benim naçiz gözlemlerime göre “paralel bir yaşam” sürme hali. Bu paralel hayat; yaygın sosyal etkileşim ve iletişim anomalileri, şiddetli derecede sınırlı ilgi ve aşırı yineleyici davranışlarla kendini gösteriyor. 3 ayrı türü var:

  • Otizm : Genellikle 2-3 yaş civarı anlaşılıyor. Ancak bazı annelerden bebeklikten itibaren bir farklılık olduğunu hissettiklerini söylüyorlar. Göz temasının olmaması ya da çok eksik olması, iletişim geriliği ve isteksizliği, takıntılı davranışlar, farklı duyusal hassasiyetler(bazı yerlerine dokunulmasını istemek, acı hissine karşı normalden az ya da çok hassas olmak, bazı şeylere dokunamamak gibi) ile kendini gösteriyor. Zeka geriliği ya da ileriliği otizme eşlik edebiliyor, bu otizmden bağımsız bir durum.
  • Asperger Sendromu : Otizm ile hemen hemen aynı, ama konuşma ve bilişsel gelişimde gerilik olmadığı için otizmin daha hafif bir versiyonu olarak kabul ediliyor.
  • Yaygın Gelişimsel Bozukluk : En yaygın tür. Otizm benzeri belirtileri olan ama tam da otizmli denemeyen çocuklara bu teşhis konuyor anladığım kadarıyla. Bazı belirtileri gösteriyor, ya da belirtilerin tümünü az miktarda gösteriyorsa YGB olarak teşhis alıyor.

Bunlar dışında otistik belirliler gösteren başka sendrom ve bozukluklar da var, ama bulardan bahsetmek konuyu çok dağıtır, ayrıca uzman olmadığım gerçeğini de unutmamam lazım.

OSB daha çok erkek çocuklarda görünüyor ama kızlarda daha ağır olduğuna dair, ne kadar doğru ve bilimsel olduğunu bilmediğim bir kanı var.

Şimdi, gelelim gözlemlerime dayanarak listeleyeceğim doğru bilinen yanlışlara:

  1. OSB tek bir hastalıktır, belirtilerinden şıp diye anlaşılır. Dünyada ne kadar OSB’li çocuk varsa o kadar OSB çeşidi vardır desem çok yanlış bir cümle kurmuş sayılmam diye düşünüyorum. Her çocuğun belirtileri ne kadar ağır taşıdığı, zeka düzeyi ve hangi terapiden/terapistten ne kadar faydalanabileceği çok öngörülemiyor.
  2. OSB’li çocuklar, dokunulmayı sevmez, dokunmazlar. Çok yanlış değil aslında, OSB’li çocukların dokun(ul)ma ile biz normal gelen şekilde bir ilişkileri yok. Çok hassas ya da çok duyarsız oluyorlar. Ama ben dokunulmaya bayılan, kucak seven OSB’li çocuklar da gördüm.
  3. OSB’li çocuklarda göz teması olmaz. Kendiliklerinden olmuyor genellikle, doğru. Ancak belli bir yaşa kadar mutlaka öğreniyorlarmış ailelerden öğrendiğime göre. Benim gözlemim, göz teması oluyor ama uzun uzun bakışmıyorlar, bir de bakışlarında öyle bir şey oluyor ki, sanki sana değil de, aranızdaki bir perdeye bakıyorlar. Ama bayağı bayağı gözünün içine bakan çocuklar da var.
  4. OSB’li çocuklar aşırı zeki olurlar. Zeka düzeyleri  çok değişken oluyor. Epey ileri zekadan, oldukça düşük zekaya kadar OSB’li çocuklar tanıdım. Zeka düzeyi, öğrenme hızını, dolayısıyla ilerleme ve otizmi aşma olasılığını/hızını etkiliyor. Bir de OSB’li çocukların belli alanlara aşırı ilgileri, dolayısıyla becerileri oluyor, onu zeka ile karıştırmamak lazım.
  5. OSB düzelir, iyileşir. / OSB düzelmez, hiç boşuna uğraşmayın. İyileşen, OSB’yi aşan çocuklar var evet. Ama uzun bir süreç gerektiriyor. Ama iyi ellerde, ilerlediği kesin. Dolayısıyla en azından çevreyle daha iletişim içinde ve daha uyumlu olabilmeleri için tedavi sürecine girmeleri şart.
  6. OSB’li çocuklar zararlıdır, şiddete meyillidir, çocuklarımızı onlardan uzak tutalım. Ağız dolusu “Hastir Oradan!” demek ayıp kaçacağı için kibar kibar açıklamaya çalışayım. OSB’li çocuklar çevre ile ilgisi az olan çocuklardır. Öyle ısırma, vurma, tekmeleme ile işleri olmaz. benim gözlediğim en şiddete yakın hareketleri çığlık atma oldu. O da istemediği bir şeyi yapmaya, rutinini bozmaya zorlarsanız olabiliyor. Araştırmadım, ama OSB’li çocuklarda şiddete meyil oranının, “normal” çocuklardan daha bile az olduğuna inanıyorum. Üstelik böyle bir meyil varsa, aileler bu konuda çok duyarlı oluyorlar ve başka çocuklara zarar gelmemesine çok dikkat ediyorlar. Bu, maalesef çocuğunu normal bulan ve ısırma, vurma vs. davranışlarını zeka ile ilişkilendiren bazı ailelerde göremediğimiz bir davranış.

HÂMİŞ LİSTESİ:

OSB ile mücadelede bilimsel olarak bilinen tek metot özel eğitim ve terapi. Çocuğun ihtiyaç ve eksikliklerine göre bir terapi programı belirleniyor ve uygulanıyor. Ehil ellerde yapılan terapiden büyük ölçüde sonuç alınıyor. Burada çocuğun zekasının çok önemli olduğunu hem gözlemlerimden anlamış durumdayım, hem de gittiğimiz psikiyatrist (Prof.Dr. Nahit Motavallı –www.nahitmotavalli.com/) aynen bu cümleyi kurmuştu.

Tedavi dışında beslenme tabanlı bazı tedaviler de duydum. Bilimsel olarak kanıtlanmamış, ama internetten araştırdığımda faydasını gördüğünü belirten ailelerle karşılaştım. Örneğin Otizm Aktivisti İrem Afşin, bu tip tedavileri oğlu Nazım Özgün’de uygulamış ve savunuyor. Bu konuda pek bilgim ve gözlemim yok, dolayısıyla yorumum da yok.

Terapiye ne kadar erken başlanırsa o kadar hızlı ve iyi sonuç alınıyor. Yanlış doktorlarda, terapistlerde en önemli yılları kaybolan çocuklar ve aileleri, maalesef o açığı kapatmak için maddi ve manevi çok yıpranıyorlar.

Kısaca, bir çok hastalık için kullanılan ünlü sloganı şu şekilde düzenleyebiliriz:

Otizm’den kork, ama asıl geç kalmaktan kork.

    Yorum Yok

    Yorum Yaz