Rumspringa Nasıl Gidiyor?

Dağını taşını, içini dışını, bokunu püsürünü pazarlamakta pek bir mahir olan Amerika’nın pazarlamayı en sevdiği (daha doğrusu, pazarladıkları içinde benim en sevdiğim) şey insan çeşitliliğidir sanırım. Her cinsten, her inançtan, her yaşam tercihinden insanın özgürce ve kardeşçe yaşadığı bir ülke imajını öyle bir sunar ki, sanırsınız daha birkaç onyıl önce köleliğin yasal olduğu, halen siyahlara karşı ırkçılığın hüküm sürdüğü paralel bir Amerika var :)

Neyse, bu yazının konusu Amerika eleştirisi değil, bir gün yapacağıma dair de herhangi bir söz vermiyorum:) Söz konusu insan çeşitliliği içinde, en çok ilgimi çeken Amish dedikleri şu 19. yy kıyafetleriyle gezen, özel hayatlarında teknoloji kullanmayan, ABD gibi bir ülkede vergi vermeden, sağlık sigortası yaptırmadan yaşayan topluluk. Tipik bir Amish ailesinin görseline bir bakınız, evet bu çağda, evet Amerika’da..

İşte bu topluluğun şahane bulduğum, kesinlikle her topluluğa önerdiğim bir adetleri var : RUMSPRINGA! Kendi yerel dilleri olan Pensilvanya Almancası’nda “running around” anlamına gelen bu kelime, 16 yaşına gelen her Amish gencinin kendi belirlediği bir süre boyunca Amish adetleri dışında medeni hayatı deneyimlemesi, Amish yasaklarını uygulaması ve bu süreçte, sonraki hayatını bir Amish olarak geçirip geçirmeme kararını vermesi anlamına geliyor. Yani hayatına bir ara verip başka yaşamları deneyimleyebiliyor. Müthiş, değil mi?

Sadede geleyim: Kerem’in iletişim sıkıntısı peyda olup terapi görmesi gündeme geldiğinde 6 aylık ücretsiz izin alarak onun yanında olma kararı verdim. Dolayısıyla 6 aylık bir süreliğine “evimin hanımı çocuğumun anası”yım. Şimdi söyleyin bana, bundan âla rumspringa örneği olabilir mi?

Sabah kalkıp çocuğun kahvaltısını hazırla. Evi toparla. Çocuğu terapiye götür. (Bunu yarı gün okul gibi düşünmeye çalışıyorum.) Eve dön.Çocuğu yedir ve öğlen uykusuna yatır. Çocuk uyurken sen de dinlen ya da işin varsa yap.Çocuk uyandı, akşamüstü yemeği. Terapi ödevleri. Bu arada akşam yemeğini hazırla. Babamız gelir, karşıla. Onlar oynarken sofrayı kur. Yemkten sonra anne-baba çay faslı. Çocuğu uyut(ma işini babaya yık:P).

Kısacası tipik bir ev hanımı hayatı yaşıyorum, tek fark Kerem’in eğitim ihtiyaçları ve ev işlerindeki dillere destan yeteneğim(!) nedeniyle ev işlerini pek yapamayacağım için eve haftada iki yardımcı geliyor. Ama bu kadarıyla bile son derece yoğun bir hayatım var, günler, haftalar nasıl geçiyor anlayamıyorum.

Peki nasıl gidiyor? Bir kere çocuğunla birlikte olmak muhteşem bir şey. Onun her anına tanık olmak, her istediğinde ona sarılmak, öpmek, onun her istediğinde seni yanında bulması paha biçilemez. Evde olduğum bu dönemde -tabii terapinin katkısını yadsımamak lazım- başka bir ilişkimiz oluştu. Birbirimizi resmen yeniden tanıdığımızı ve sıfırdan anne-çocuk olduğumuzu hissediyorum.

Kendime zaman ayırmayı, suçlu hissetmeden kendim için para harcamayı, işimi, kocam, çocuğum ve annem dışında birileriyle zaman geçirmeyi tabii ki özlüyorum. Bu işe girişirken bir sürü şeye zamanım kalacak, bir çok işi aradan çıkarabilecğim sanıyordum. Ama kesinlikle öyle olmadı. Ev hayatı çok daha yoğun ve yorucu. Ama dediğim gibi Kerem ile birlikte olmak beni o kadar mutlu ediyor ki, en ufak bir şikayet hakkını kendimde göremiyorum.

Tabii Keremin terapisinin iyi gitmesi ve çok hızlı ilerlemesinin bu durumdaki payını unutmamak lazım. Henüz resmi teşhisimizi almadığımız için bu konuda yazacaklarımı şimdilik biriktiriyorum.

Şimdilik bu kadar, kocamın çayı bitmiş, çay koyayım:)

Sevgiler…

1 Yorum

  • Reply Dünyanın bütün mesleğini sevmeyen kadınları, BİRLEŞİN! 3 Mart 2016 at 11:16 am

    […] ay süren rumspringa döneminde fark etmiş ki, hayatta yapılacak çok şey var. Sevmediği işe mahkum olmak zorunda […]

  • Yorum Yaz