İclal, Tuna, Jaklin ve Tribün Erkekleri

“Allah’ın sopası yok” diye boşuna söylememişler, sen uzuuun uzun düşündükten sonra bir cesaret blog olayına gir, kafanda NuShu’dan Gabriel Faure’ye; Manhattan’dan Soka’ya konular cirit atsın, ama ilk yazının konusu İclal Aydın- Tuna Kiremitçi vak’ası olsun.. Ama başladım bir kere, haydi Bismillah diyorum…

Olayı ilk duyduğumda çok güldüm, arkadaşlarıma anlattım, epey bir dalga geçtim. Nasıl geçmeyeyim ki? TK bir yazı yazıyor: “J ile birlikte yaşıyoruz, o çalıyor ben yazıyorum, lay lay lom ne de şahane bir hayat (böğk!)”, İA da cevaplıyor: “sen zaten sevmeyi eskileri kötülemek, herkesi aynı sözlerle sevmek sanıyorsun….” Ve anlaşılıyor ki, J aslında müteveffa çellist Jacqueline DuPre’dir, bu mutlu ilişki de iyi müzik dinleyip başla alemlere dalan derin duyguların insanı hassas erkek tripleridir(böğk vol.2!) Sen eski sevgiline yazı döşen, bunu milyonlar okusun, sonra hayali birini kıskanan eski sevgili durumuna düş. Vallahi sizi bilmem ama ben düşene çok gülerim. Yanlış olduğunu bilirim, kendime kızarım ama yine de gülerim işte, ne yapayım? Buna da güldüm haliyle. Zaten İA hayatta en sevdiğim insanlar arasında bulunmaz, yapmacık gelir bana. (kendisiyle dalga geçtiğim için bana bozulan arkadaşlarım/kardeşlerim , dava edilmek tehdidi sözkonusu olduğunda böyle kibarlaşıyorum işte:P)

Ama ne zaman ki TK’nin “istifa notu”nu gördüm, 3 köşeli jetonun kafamda düşme sesini duydum! Ben bu tarzı bir yerden biliyordum!

Geliyoruz başlığın konusu olan “Tribün Erkekler” e… Bu erkekler genelde ortalamanın üzerinde hoş görünüşlüdürler. Yazar olmasalar bile ağızları süper laf yapar. Onları şöyle bir manzarada görmeniz kuvvetle muhtemeldir: Ortada oturan bir ademoğlu ve etrafında iç geçirerek ya da gülmekten kırılarak onu dinleyen havvakızları. Bu ademoğlu için şunlar söylenir: “Ne duygulu adam!”,”Bunlar gibisi kaldı mı yahu!”, “Sevgilisini ne güzel seviyor!”, “Kız ona layık değil mi ne?”, “Çok iyi bir arkadaş”, “Annesine nasıl da iyi nasıl da saygılı canım benim..”, “Hani Hz. Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecekti?”

Sonra bir yerlerde anlarsınız ki eylemlerle söylenenler arasında bir uyumsuzluk sözkonusudur. Çok duyguludur, çok iyi sevgilidir ama sevgilisini aldatır ya da ondan bıkmıştır, ama sevgilisine gelene kadar bunları tüm çevre duyar. Daha da kötüsü bu çevre zavallı kızcağıza değil ademoğlumuza hak vermektedir. Çok iyi arkadaştır ama sizi en ona ihtiyaç hissettiğiniz anda affınıza sığınarak söylüyorum döt gibi ortada bırakır. Çok saygılı ve de sevgili olduğu annesine evde yalnız iken nasıl davrandığını görmüyoruz tabii..

Hah, şimdi geldik ana fikre: Tribünlere oynamaktır bu ademoğlumuzun tüm olayı.Yani iyi bir sevgili, arkadaş, evlat, kardeş olmak değil olarak görünmektir hayat amacı. Kendini gösterebileceği her anda kostümlerini giyer, sahneye çıkar ve şovunu yapar. Ve şov bittikten sonra makyajını siler, normal hayatına döner. En iyileri hemen hiç falso vermeden, ömür boyu böyle yaşayabilirler. Arada bu numarayı çakanlar da çantalarına aldatılmışlık ve dolandırılmışlık hislerini bonus olarak alıp sesizce bu kişinin hayatından çıkar ya da bu mükemmel insana nasıl da haksızlık etmiş olan, muhtemelen cinsiyetine bağlı olarak kıskançlık ya da aşk nedeniyle kuyruk acısı olan, zaten uyumsuz, geçimsiz insanlar olarak hatıra defterlerinin tribün erkeğimizin kalbi kadar temiz ve beyaz sayfalarında unutulmaya terkedilirler.

Bu tiplere halk arasında verilen isim de çok hoştur, söylemeden geçemeyeceğim: “El iyisi”

Bu TK ile ilgili anlatılan bir şey vardır duydunuz mu bilmem. İlk eşi hamile iken “biz hamileyiz” diye röportaj vermiş. Eşinin hamileliğini aynen kendi içinde duyacak kadar empati zengini, hem yakışıklı hem hisli erkeğimiz; lohusa eşini aldatabildi ve terkedebildi ama, bilmiyorum anlatabildim mi?

Ne acıdır ki bunları biliyor olmak böyle birini ilk bakışta anlamamı sağlayamamıştı. Yine de düşünmeden gülebilmiş, alay edebilmiştim. O zaman düşündüm ki bu tribün erkeklerinin esas tehlikesi, bir daha karşılaştığında tanıyamaman, kurbanıyla değil, kendisiyle empati yapman olmalı. Ne diyeyim; ey cins-i latif kızkardeşlerim kanmayınız bu tribüncülere, bırakın sevildiğinizi dünya alem bilmesin, siz anlayınız yeter.

İlişkinizde kötü bir şey olursa da siz anlarsınız böylece, dünya aleme rezil olmazsınız. Ya da bir yerden sonra kendinizi tutamayıp hırsınızı almak için sağlam giriştiğinizde bulduğu bir hatanıza, –yine affınıza sığınarak söylüyorum ,yok bu kadarını affetmezsiniz, vazgeçtim söylemiyorum – sıkıca sarılarak sizi haklıyken haksız duruma düşürmesi için gerekli ortamı baştan sağlamamış olursunuz.

HÂMİŞ LİSTESİ

  • Evet, Jacqueline DuPre’yi biliyordum, hatta bu yazıyı yazarken Elgar’ın çello konçertosu yorumu çalmakta. (ambiyans yaptım:P)Bence bundan sonra siz de bilin, öğrenin, dinleyin pişman olmazsınız:D)
  • Buna rağmen ben de aynı şekilde keklenebilir miydim? Olabilir, bilemiyorum. Ama ben eskilere laf atmadan önce bin kez düşünürüm, hakkımda “hala unutmamış” diye düşünülmesinden çok korkarım. Bu yüzden en azından kendi kendime aptal durumuna düşerdim.
  • Yorum Yok

  • Reply Beatrice 1 Nisan 2010 at 10:57 am

    Bir an durup düşündüm, maili attığın an, okuduğum an geldi gözümün önüne. Bu konu hakkında ancak bu kadar ilginç bir perspeftifte yazılabilirdi :)))

  • Reply MUTLUKEDİLER 1 Nisan 2010 at 8:19 am

    ehh!!! bu kadar anlatılabilir….hislerime tercüman oldun, tebrikler ve bloğun hayırlı olsun….

  • Yorum Yaz