Oyuncak bebeklerle oynayan erkek çocuklarını bekleyen 5 gizli tehlike (ÇEVİRİ)

Kerem’in oyuncak bebeklerle oynaması; onları besleyip, giydirip, uyutması benim için önce “güzel bir hayali oyun” olarak teşvik ettiğim, daha sonra da “oynasın, negzel” diyerek izlemekten (ve hatta katılmaktan) keyif aldığım bir durum oldu. Lakin, içimde belli belirsiz bir sıkıntı yarattığını inkar edemeyeceğim. Bunu hep “Saçmalama Selin, hangi çağdasın?” diye bastırmaya çalışırken, mom.me‘deki bu yazı bana ilaç gibi geldi. Türkçeye çevirmeye çalıştım, umarım hoşunuza gider.

NOTUS POKUS : Bir sonraki procem, bir çocuk kitabını çevirmek. Bakalım bir şeye benzeyecek mi sonuç?

***

3 yaşındaki oğlum evde nereye giderse, sevgili oyuncak bebeği de koltuğunun altındadır. Bazen o bebek, bir erkek çocuğundan bekleneceği üzere “çuçuçuçuçu” sesleriyle  bir silah olur. Ama çoğunlukla o bebek beslenir, giydirilir, uyutulur, sevilir… 

Oğlum onunla “bebekçe” konuşur. Minik parmaklarını sayar, onunla “markete” gider ve orada onu “oyalamaya” çalışır.

O oyuncak bebek oğlumun en sevdiği oyuncaklarından biri. Neden olmasın ki?

Geçenlerde bir tanıdık, yüzünü -sanki dünyanın en kötü şeyini görmüş gibi- buruşturarak “Hadi canım! Oğlunun bebeklerle oynamasına izin mi veriyorsun?” dedi.

Ben :”Evet, neden olmasın? Abisi de oynardı…”

Hanımefendi, iğrenme duygusunu saklamaya çalıştı. E, ben de. Karşılıklı birbirimize “ığk” dedik içimizden.

Bu tatsız diyalogtan sonra, “acaba haklı bir yönü var mıydı?” diye düşünmeye başladım. Acaba erkek çocuklarının oyuncak bebeklerle oynamalarına izin vermek hata mıydı?

1 – Hep “kız oyuncakları” seçmeye devam ederse?

Oyuncak mağazalarının çok net ayrıştırılmış “erkek çocuklar için” ve “kız çocuklar için” bölümleri var. Neredeyse tamamen mavi olan erkek çocuk bölümü kamyonlar, silahlar, aksiyon figürleri, tamir araçlarına; pembişlikten kusturacak olan kız çocuk bölümleri ise oyuncak bebekler, bebek kıyafetleri, minyatür evler ve temizlik araçlarına ev sahipliği yapıyor.

Bazıları bunu “e, dünya böyle” diye karşılayabilir. Öyle ya, erkek çocuklar büyüyünce işe arabayla gidip gelen, savaşlarda asker olan ve evdeki tamir araçlarını yapan “adam”lar oluyorlar. Kız çocuklar da bebek bakan, makyaj yapan ve ev işlerinden sorumlu olan “kadın”lara dönüşüyorlar. Bu normlardan herhangi bir sapma maazallah, dünyanın dengesini allak bullak eder.

Bu normlar -ve oyuncakların cinsiyetlere göre ayrılması – ilk bakışta bile çok doğru görünmüyor, geçelim…

2 – Oyuncak bebek yüzünden cinsiyet karmaşası yaşarsa?

Sanırım, oyuncak bebeğin boyalı mavi gözlerinin ardında duran minik bir şeytan, oğluma şöyle fısıldıyor: “Sen bir erkek değilsiiiin. Sen bir kızsııııın. Ya da, sen bir kabaksııııın. Yok, yok, bi’dakka. Sen bir erkek değil, bir paralelkenarsıııın. Yok, buldum! Sen bir kalemsiiin. Çünkü seen, oyuncak bebeklerle oynuyorsuuuun”

Bu kadar saçma olmasaydı, bu olasılık için endişe edebilirdim, bunu da geçelim…

3 – Diğer çocukların alay konusu olursa?

Bu “oyuncak zorbalığı” şöyle bir seyir izler: Oyuncak bebekler, kız oyuncaklarıdır. Kız oyuncakları kızlar içindir. Kız olmak güçsüzlüktür. O zaman oyuncak bebeklerle oynamak da güçsüzlüktür. Oyuncak bebekler, kız gibi, güçsüz çocuklara göredir. Biz de bebeklerle oynayan erkek çocuklara “kız Ahmet” diye isim takabiliriz.

İşin doğrusu, bazı anne babalar çocuklarını bu katı cinsiyetçi roller ve kalıplar içinde bulunmaya zorlayabiliyorlar, her türlü farklılığa karşı son derece hoşgörüsüz olacak şekilde yetiştirebiliyorlar çocuklarını. Evet, bir gün çocuğumun katı bir cinsiyetçilik anlayışıyla karşılaşması ihtimali beni korkutuyor, tıpkı zorbalık yapacak şekilde yetiştirilen çocuklarla bir arada olması ihtimalinin korkuttuğu gibi.

Bunu geçemiyorum maalesef.

4 – O bebekten “eşcinsellik” kaparsa?

Her ne kadar bilim adamları, henüz oyuncak bebeklerden, prenses kostümlerinden ya da minyatür mutfaklardan bulaşan bir “eşcinsellik virüsü” saptayamadılarsa da  bir çok insan böyle bir virüsün küçük erkek çocuklarını, büyüdüklerinde  yetişkin eşcinsel erkeklere dönüştürdüğüne inanıyor.

Çok şükür ki böyle bir virüsün varlığına inanmadığım için bu konuda herhangi bir endişem yok. Eğer oğlum eşcinsel ise, bunun nedeni o farklılıkla doğmuş olmasıdır. (Ben bu konuda bilgi sahibi değilim. Tamamen doğuştan mı yoksa çevre faktörleri de etkili midir bilmiyorum.-Uyarı üzerine ÇN)

İnsanların genel aptallığı, bağnazlığı ve nefreti benim için çok daha büyük bir endişe kaynağı.

Eh, geçeceğiz bunu da.

5 – Bu bebekle oynamak oğluma sevecen bir babayı modellemeyi öğretirse?

Hayali oyunların amacı, yetişkinliklerinde yapacakları aktiviteleri modellemeleri değil midir? Çocuklar, oyuncaklar sayesinde büyükler dünyasında en ilginç ve önemli buldukları davranışların alıştırmalarını yapmış olmazlar mı? Babalık bunların başında geliyorsa, bundan rahatsız olmamız mı gerekir?

Burada dururum işte!

***

Kısacası, evet arkadaş, ben oğlumun oyuncak bebeklerle oynamasına izin veriyorum! Olabilecek en kötü şey, ilerde başka anne babaların ya da çocukların oğlumla alay etmeleri olabilir. Ama bir de sevdiği bir oyuncakla oynamanın onu, basmakalıp cinsiyet rollerinin ötesine taşıması, feminenliğin gücü ve maskülenliğin kırılganlığı nasıl vurguladığını benliğinde yaşayan, ilgili ve merhametli bir birey olması ihtimali var ki…

Ben bu riski alıyorum!

 

Yazının orijinalini okumak isterseniz, buyurun.

 

5 Yorum

  • Reply Williamoi 18 Mayıs 2016 at 3:57 pm

    piece of information. Im glad that you shared this useful info with us. Please keep us informed like this. Thanks for sharing Malcome

  • Reply Murat Yazıcı 23 Şubat 2016 at 12:01 pm

    Yazınızı soluksuz okudum. Bana göre haklı olduğunuz yönler çoğunlukta olsa da, bence yanlış düşündüğünüz noktalarda mevcut. Evet eşcinsellik oyuncaklardan bulaşmaz, genellikle hormonlara bağlı olarak gelişir. Ancak sosyal çevre ve yaşam biçimi de bunu tetikliyor, örnekleri ile sıkça karşılaşıyoruz. Tabi ki çocuğunuzun elinden oyuncağını çekip almayın ama onu doğası gereği yaşayacağı hayata hazırlayın. Özellikle toplumumuzda eşcinsellik kabul görmeyen, bireyi ve aileleri yıpratan bir durum. Ebeveyn olmak çok zor, nelerle imtihan olacağımızı bilmiyoruz. Bu yüzden büyük konuşmamak ve her durumda çok düşünüp az konuşmak gerektiğine inanıyorum. Sağlıklı nesiller diliyorum…

    • Reply Araflı Şehrazad 23 Şubat 2016 at 12:19 pm

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Aslında tamamen hemfikirim sizinle, ama yazıdan öyle anlaşılmıyor sanırım. Tabii bu yazının bir Amerikalı tarafından yazılmış olması, her ne kadar çevirirken dikkat ettimse de, kültür farkı yaratıyor.

      Bebeklerle oynamak, kızsal bir faliyet değildir ve bence kastettiğiniz eşcinselliği tetikleyen sosyal faktörler sınıfına girmez diyor yazı ve ben de ona katılıyorum. Yoksa tabii ki cinsiyetine göre bir hayata hazırlıyoruz oğlumuzu, bu konuda oldukça dikkatli olduğumuzu da söyleyebilirim.

      Büyük konuşmamalı tabii ki, büyük konuştuğum kanısına nasıl vardığınızı bilmek isterim, çünkü hiç böyle bir niyetim yoktu.

      • Reply Murat Yazıcı 25 Şubat 2016 at 6:54 am

        Birbirimizi anlamamışız gerçekten, aslında aynı şeyleri söylüyoruz. :) Büyük konuşma meselesine gelince ise ben genel anlamda konuştum, sizden bağımsız olarak. Çünkü bir keresinde iş yerinde öğlen yemeği yerken, bu konulardan bahsediliyordu. Bir arkadaş öyle bir evladım olursa vururum filan demişti. Büyük konuşmamasını söylediğimizde ise; “Ben çocuk muyum?!” gibi gereksiz bir tepki vermişti. Bu arada benim kızımda top hastası, futbol maçı görünce dikkat kesiliyor. Şimdi benimde mi korkmam gerek. Saçma takıntılarımız fazla. Yalnızca olması gibi yaşasak her şey yoluna girecek aslında. Bloğuma ziyaretinizi beklerim. Yaşasın blog kardeşliği :))

        • Reply Araflı Şehrazad 25 Şubat 2016 at 11:18 am

          Kesinlikle katılıyorum size. Evlatlar hakkında büyük konuşmamayı hayat bana çok güzel öğretti. O nedenle alınganım o konuda biraz, kusura bakmayınız:)

          Boş vakitlerde okuyacak bir blog data oldu, özellikle hobi yazılarınızın takipçisi olacağım:)

    Yorum Yaz